Yıllarca tarım ülkesi olarak bilinen Türkiye bugün bakliyat, meyve, sebze, kuruyemiş gibi pek çok gıda ve tarım ürününü yurt dışından ithal eder hale geldi. Bu duruma sebep olan birçok etken var. Bunlar arasında ilk akla gelenler köyden şehre göç ile başlayan tarımsal arazilerin terk edilmesi, tarım arazisi statüsüne sahip toprakların imara ve turizme açılması, yeni neslin çiftçiliğe sıcak bakmaması, miras yoluyla bölünen toprakların ekim işlemlerinde zorluk oluşturması, bazı bölgelerde sulama konusunda sorun yaşanması şeklinde sıralanabilir. Boris Volfman konuyla ilgili şunları söyledi;

En Büyük Sorun Tarım Politikaları

Türkiye’de tarımda verimin artması ve tarımsal ürünlerde dışa bağımlılığın bitirilmesi için gerekli olan ilk ve en önemli şey sürdürülebilir tarım politikalarıdır. Geçmişten günümüze birçok hükümet çiftçiye çeşitli kredi, hibe ve desteklerde bulundu. Bugün de çiftçi birçok hibe, kredi ve danışmanlık desteğine il ve ilçe tarım müdürlükleri aracılığıyla ulaşabiliyor. Ancak sorun bu yapılan yardım ve desteklemelerin bir plan ve stratejiden uzak günü kurtarma amaçlı olarak yapılmasından kaynaklanıyor. Ayrıca çiftçi bürokratik işlemlerin uzun ve yorucu olmasından dolayı başvuruda bulunmak dahi istemiyor.

Ayrıca sistem içerisinde hala eksikler mevcut. Şehirden köye tersine göçün özendirilmesi, çiftçilik için eğitimler verilmesi, tarım ve hayvancılık için gerekli araçların hibe ya da faizsiz krediler ile vatandaşa sağlanması, gençlerin çiftçiliğe yönlendirilmesi gibi konularda atılmış zayıf adımlar olsa da henüz bu çabalar tabana yayılabilmiş değil. Sürdürülebilir tarımsal üretim için yukarıda sayılanların mutlaka hızlıca ve planlı bir biçimde hayata geçirilmesi gerekiyor.

Geleneksel Yöntemlerden Modern Yöntemlere Geçilmeli

Köylerde kalan ve tarım ile uğraşan az sayıda çiftçinin yaptığı en büyük yanlışlardan birisi de 21. Yüzyıla adapte olamayıp babadan, dededen gördüğü geleneksel yöntemler ile tarımsal üretime devam etme çabasıdır. Geleneksel yöntemler geçmişte insanlar için yeterli olsa da nüfusun hızla arttığı ve her geçen gün talebin fazlalaştığı dünyamızı “doyurmak” için modern tarım yöntemlerine geçmek elzemdir.

Geleneksel yöntemler ile yapılan tarımsal üretim sadece çiftçinin kendi ailesini beslemesine ve yıl içerisinde küçük bir miktar kazanç sağlamasına yetiyor. Modern tarımsal yöntemler ile yapılan üretim ise hem çiftçinin kendi ailesine yetiyor hem de bolca elde ettiği ürünün ticaretini yaparak çiftçinin kazancının artmasını sağlıyor. Modern yöntemlerin çiftçi tarafından öğrenilmesi ve uygulanması için en büyük görev ise il ve ilçe tarım müdürlüklerine düşüyor. Hem çiftçinin yeni yöntemlere karşı olan önyargısının kırılması hem de nitelikli bir eğitim alarak öğrendiklerini üretimde kullanması ülkemiz ve çiftçimizin kazanması için oldukça önemli.

Toprak Bölünüyor, Çiftçilik Ölüyor

Türkiye’de tarımsal üretimi olumsuz yönde etkileyen bir diğer faktör ise tarım arazilerinin miras yoluyla aile arasında bölünmesi. Aile büyüklerinin vefatıyla eldeki mevcut tarım arazileri kardeşler arasında paylaştırılıyor. Bu durum sonucunda büyük ve ekilmesi kolay araziler yerine küçük ve ekimi zor parçalı araziler ortaya çıkıyor. Bu durum bazı tarım arazilerinin atıl kalmasına bazılarının ise verimsiz kullanılmasına yol açıyor.

El sanatları, zanaatkarlık gibi usta çırak ilişkisi içerisinde ilerleyen en eski mesleklerden biri olan çiftçilik artık çırak bulmakta zorlanıyor. Tarım arazisine, traktör ve benzeri tarımsal üretim araçlarına sahip, geçmişten günümüze tarım ile geçimini sağlayan ailelerin çocukları bile bu meslekte ilerlemek istemiyor. Köyden şehre göç ve daha popüler mesleklere yönelme isteği sonucunda önümüzdeki 20 yılda tarımsal üretim yapan köylüler tamamen yok olma noktasına gelecek. Bu durumun önüne geçilmesi için devletin ve çiftçilerin işbirliği yaparak dünyanın en eski mesleklerinden biri olan çiftçiliğin özendirilmesi konusunda çalışmalar yapması oldukça önemlidir.