Tarımsal üretim, ihracat ve yeni pazarlara açılma konusunda her yıl daha iyi bir noktaya ilerlemeye çalışan Türkiye harcadığı emeğin karşılığını hala tam olarak alabilmiş değil. Tarımda ihracat gelirlerinin artması çok fazla ürün üretmek ve yine üretilen bu fazla ürünleri yurtdışına satarak gerçekleşmez. Bu şekilde büyük sıçrama yapmak ve dünya tarım üretiminde liderliğe oynamak söz konusu bile olamaz. Türk tarımının asıl sorunu az üretim yapmak yahut kalitesiz üretim yapmak olmadığını söyleyen Boris Volfman, aksine çiftçilerin ürettiği tarımsal ürünlerin katma değerli bir ürüne dönüşmeyişi olduğunu söyledi. Markalaşmanın sağlanması ile aynı oranda ürettiğimiz üründen çok daha fazla kazanç sağlamamız mümkün olacak. Boris Volfman Türkiye’nin katma değeri yüksek tarımsal üretimi hakkında açıklamalarda bulundu;

Üreten Türkiye kazanan yabancılar

Türkiye birçok tarımsal ürünün üretiminde dünyada ilk sıralarda geliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre Türkiye 4 tarımsal üründe dünya lideri konumunda. Yine aynı verilere göre 20 tarımsal üründe ise dünya sıralamasında ilk dörtteyiz. Dünya fındık üretiminin %67si, kiraz üretiminin % 26sı, incir üretiminin %27si ve kayısı üretiminin %23’ünü tek başına sağlayan Türkiye bu ürünlerde dünya lideri konumunda bulunuyor. Bu ürünlerin haricinde ayva, haşhaş tohumu, kavun ve karpuz üretiminde dünya ikincisi, Antep fıstığı, vişne, hıyar ve kestane üretiminde ise dünyanın üçüncü büyük üreticisi konumunda bulunuyoruz. 

Bu veriler ışığında Türkiyenin tarımsal üretimine baktığımızda üretim açısında oldukça iyi noktada olduğumuzu görebiliyoruz. Elbette bazı yapısal aksaklıklar mevcut ancak onları da kısa sürede çözerek dünyanın en büyük tarım üreticilerinden biri haline gelmemiz hiç de zor değil. Ülkemizin asıl sorunu tarımsal üretim yapamamak değil katma değerli ürün” ve marka” bilincinin olmamasıdır. Ürettiğimiz ürünleri yurtdışına çok düşük fiyatlara satıyoruz ve bizden uygun fiyata aldıkları ürünleri işleyen yabancılar işlenmiş ürünü bizlere oldukça yüksek fiyatlara geri satıyor. Bu durum cari açığın büyümesine ve Türkiyenin gelişmesine engel teşkil ediyor.

Bu konuda en önemli örnek ise fındık. Dünyadaki fındık üretiminin %67sini tek başına karşılayan ülkemiz, iş para kazanmaya gelince aynı oranda liderliği elinde tutamıyor. Fındık üreticimizin bin bir emekle üretip topladığı ve Karadeniz bölgesinin çay ile birlikte en önemli geçim kaynağı olan bu kıymetli ürün İtalya merkezli bir çikolata firması tarafından satın alınıyor. Yaptığı çok büyük alımlar ile fındık fiyatlarını rahatça belirleyecek gücü elinde tutan şirket daha sonra fındığı işleyerek çikolata başta olmak üzere çeşitli ürünler halinde dünya pazarına sunuyor.

Çiftçinin eğitilmesi ve desteklenmesi şart

Tarımda katma değerli ürünler üretip ihracat gelirlerini arttırmanın ana yolu markalaşmak ve üretilen tarım ürünlerini işleyerek dünyaya pazarlamaktan geçiyor. Bunun için devletin, meslek odalarının ve çiftçinin iş birliği içerisinde çalışması ilk şart. Çiftçi büyük şirketler karşısında devlet tarafından desteklenmeli. Ürününü depolayacak yeri olmadığı için kısa süre içerisinde elinden çıkarmak zorunda kalan çiftçi devletin destek fiyatlarını geç açıklaması ve geç ödemesi yüzünden büyük şirketlerin insafına kalıyor. Bu sorun çözüldüğünde küçük üreticinin büyük şirketler karşısında pazarlık gücü artacak.

Üniversite üretici iş birliği modeli hayata geçirilmeli

Küçük üreticinin en büyük sorunlarından biri olan geleneksel yöntemler ile üretim bir kenara bırakılıp Ziraat Fakülteleri eliyle çiftçinin daha çok verim alacağı ve daha sürdürülebilir tarımsal yöntemler uygulamaya konulmalı. Bunun için ilk yapılması gereken pilot bölgelerde katma değeri en yüksek olacak tarımsal ürünler seçilerek Ziraat Fakültesi akademisyenleri ve çiftçileri bu ürünler üzerinde çalışmaya teşvik etmektir. Yapılan çalışmaların sonucunda ortaya çıkacak gelir ve verim artışı ülke çapındaki diğer çiftçilerin de bu tarz eğitimleri talep etmesinin önünü açacaktır.